Barzani, 21 Şubat 1992’de MİT tarafından Türkiye’ye getirildi. Ankara’daki MİT tesislerine yerleştirildi. Görüşme gizli tutuluyordu. Ancak, bir şekilde basına sızdı.
O buluşmada Devlet Bakanı Cavit Çağlar da vardı. Mesut Barzani, görüşmenin başında aynen şu ifadeleri kullandı:
-Bana babamın vasiyetidir. Rahmetli “Bölgede tek güveneceğin millet Türklerdir” dedi. Türkiye ile dayanışma içinde olmamız gerektiğini söyledi.
Doğruydu bu sözler…
Nitekim o görüşmenin ardından Türkiye sıkıntı içinde olan Kuzey Irak’a elini uzattı. Tonlarca tahıl başta olmak üzere ciddi anlamda yardım gönderdi.
Sonrasını biliyorsunuz. Mesut Barzani, babası Molla Mustafa Barzani’nin vasiyetinden uzaklaştı. Türkiye’ye sırtını döndü. ABD’ye güvenip peşine takıldı. Bu da kendisinin sonunu getirdi.
HHH
Molla Mustafa Barzani, durup dururken o vasiyette bulunmadı…
Kendisi de önce Rusların (Sovyetler Birliği’nin), daha sonra Amerikalıların peşine takıldı. Her ikisinde de hüsran yaşadı.
Baba Barzani’yi önce Sovyetler Birliği kullandı. 1946’da İran’da kurulan Sovyet güdümlü Mahabat Kürdistan Cumhuriyeti’nin Genelkurmay Başkanı yapıldı. Üzerine de Sovyetüniformasını giydi. 11 ay sonra ise ortada kaldı. Ruslar, batıyla anlaşıp İran’dan çekilince, Cumhurbaşkanı Gazi Muhammed asıldı. Kendisi de Sovyetler Birliği’ne kaçıp, albay rütbesi ile Ruslara hizmet etmek zorunda kaldı.
1958’de tekrar ülkesine döndü, İsrail’le ilişki kurdu. Bu defa Amerikalılarla işbirliği yaptı. Sonra, sıkışınca da Amerika’ya kaçıp sığınmak zorunda kaldı. Orada yaşadı ve 1979’da Amerika’da hayatını kaybetti. Demem o ki, batılı güçler bölgedeki Kürtleri hep kullandı. Her defasında zarar görenler de onlar oldu.
HHH
Bugün yaşadığımız olaylara da böyle bakmak lazım…
PYD, YPG ya da farklı isimlerle karşımıza çıkan terör yapılanmaları, bölgedeki dış güçlerin taşeronudur.
Şimdi de onları kullanıyorlar!
Şu savrulmaya bakın:
Bu yapılar, yıkılıp dağılana kadar Sovyetler Birliği’nin emir ve kumandasındaydı. Marksist ve Leninist bir temel üzerinde mücadele ettiklerini iddia ediyorlardı. Sözde Amerikanemperyalizmi ile savaşıyorlardı. Bugün ise, ABD emperyalizminin en sadık uşaklarından biri haline geldiler.
Önce DEAŞ diye bir örgüt ortaya çıkarıldı. Belli bölgelerin işgaline göz yumuldu. Sonra da onlardan boşaltılan yerlere “ABD’nin bekçisi” olarak bunlar yerleştirildi. Ellerine silah verildi, bizim üzerimize salındı. Şimdi temizliyoruz onları. Amerika da “Vallahi de arkalarında biz yokuz, billahi de biz yokuz” diye seyrediyor.
Tarih tekerrür ediyor…
Yine o bölgenin insanları kırılıyor. Bunların sonu da Mesut Barzani gibi olacak. Kendilerini çok güçlü olarak gördükleri bir dönemde en büyük darbeyi yiyecekler. O çok güvendikleri batılı güçler, yine bunları ortada bırakacak.
Ne demişler, kendi düşen ağlamaz!
HHH
Emperyalizm budur işte…
Riske girmez kendisi, başkalarını sokar. İşine yaradığı müddetçe sırtlarını sıvazlar, sıkıya geldiğinde de paçavra gibi bir kenara atar.
Victor Hugo ne demiş vaktiyle:
“Paris’te bir kişi öldürülürse bu bir cinayettir, doğuda 50 bin kişi boğazlanırsa bu sadece bir meseledir!”
Meseleyi de mesele etmezler onlar! Kırılan kırılır, yok olan olur, hiç umursamadan yollarına devam ederler…
Akşam
27 ocak 2018
Hiç yorum yapılmamış
717 kez izlendi
781 kez izlendi
556 kez izlendi
2080 kez izlendi
YORUM YAPIN
Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.