8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü münasebetiyle yazılan, çizilen, konuşulan, paylaşılanlara bakınca son derece vahim bir nokta dikkat çekiyor.
O da şu: Kadına dair güzel şeyler, anlamlı şeyler söyleyeyim derken erkeği yerin dibine sokma gayreti... Bir cinsiyete adeta pislik muamelesi yaparak diğer cinsiyeti yüceltmeye çalışmak sanırım bir tek Türkiye’de rastlanan bir yaklaşımdır.
Teoride mangalda kül bırakmayan, mikrofon görünce “Kadınlarımız şöyle üstündür, böyle farklıdır” diye atıp tutanların pratikte nasıl çuvalladıklarını biliyoruz.
Dolayısıyla asıl olan bir cinsiyetin diğerinden üstünlüğü değil tam olarak cinsiyet eşitliğini savunmaktır. Her medeni, ileri toplum gibi Türkiye’nin de ilerleme formülü budur: Kadın-erkek eşitliği.
Atatürk’ün 1925’te bu konuyla ilgili son derece mühim bir tespitiyle noktayı koyalım: “İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur.
Kabil midir bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki bir cismin yarısı toprağa bağlı kaldıkça, öteki yarısı göklere yükselebilsin?”
yazının devamı
YORUMLAR
4456 kez izlendi
1590 kez izlendi
1073 kez izlendi
562 kez izlendi
3499 kez izlendi
822 kez izlendi
545 kez izlendi
3590 kez izlendi
2572 kez izlendi
1281 kez izlendi
1736 kez izlendi
596 kez izlendi
YORUM YAPIN
Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.